Bir sinema meselesidir gidiyor… Herkesin bir sineması varmış. Perdede ne oynadığı, biletin kimin elinden çıktığı pek önemli değil artık. Önemli olan sahnede olmak. Alkış garanti, dekor sabit, senaryo tanıdık. İzleyen de memnun, oynayan da.
Bazı senaryolar var ki, yıllardır aynı kelimelerle döner durur. “Nüfus azalıyor”, “kurumlar kapanıyor”, “yol yarım kaldı”… Replikler ezber. Seyirci sıkılmış olabilir, ama perde arkasındaki kamera hep açık. Neyi çekiyor, kim için montaj yapıyor, orasını biz bilemeyiz.
Bazen perde arkasından gelen fısıltılar daha çok ilgimizi çekiyor. Şöyle diyorlar: “Birileri kitap yazmış.” Ne güzel. Kültür adına sevinmemek elde değil. Hele ki o kitaplar, gönül dostlarına hediyeyse, ne ala. Kim kime neyi niçin hediye eder, orasını sorgulamak bize düşmez. Biz sadece not alırız. Tarih bir gün geri sararsa, izler kaybolmasın diye.
Bazı sinemalar öyledir ki, tek koltukta iki kişi oturur. Biri senarist, diğeri başrol. Eleştirmen koltuğu boş, çünkü her yazılan beğenilmiş, her sahne alkışlanmış. İmza günleri düzenlenmiş, ışıklar güzel verilmiş, fonda sıcak müzik…
Belki bir gün birileri sahnenin dışına çıkar da perdeyi aralar, o zaman yeni bir film başlar. Şimdilik gösterim devam ediyor.
İyi seyirler…

Biz yıllar önce söyledik söyleyeceğimizi;
‘’Bu film burada bitmez.’’
Boş olmuş.